Paylaş ma!!! Sev da!!!

Nihayet sevgili dostlarım blog ile de birbirimize kavuşuyoruz… Uzun zamandır aklımda olan birşeydi, nihayet başlıyorum çok mutluyum… Şimdiden “OKU”yan gözlerinize , “ANLA”yan beyninize , “HİS”seden ruhunuza sağlık…

İlk yazım ne olmalı ne olmalı diye düşünüp duruyordum… Müzisyenlik ve buna bağlı tüm etkinlikler hayatınızın en odağı olunca “müzik ile ilgili yazmalıyım” kalıbına ister istemez sıkıştım; ta ki bugün 3 ekim sabaha karşısı Antalya havalimanı CIP salonunda bir haber kanalında ki haber programını seyredene kadar… Üstelik o sırada elimdeki akıllı telefonumun ön kamerasına poz vermek ile meşguldüm…
Gözüm kanala gitti , kanalda son günlerde ki şiddet olayları ile ilgili haberler arka arkaya yayınlanıyordu. Seyretmeye devam ettikçe , içeriğe iyice odaklandıkça , “İNSAN” olarak ne kadar zayıf , ne kadar yardıma muhtaç , ne kadar aciz olduğumuzun gerçeği matematiksel bir formülün su götürmez gerçekliği gibi tam da karşımda duruyordu… Haberlerde olan biteni aktarmayacağım “ne oldu ki acaba” diye sormayın , yazının sonlarına doğru sebebini anlamış olacaksınız… Karnıma bir ağrı saplandı , öylece daldım , az önce algıladığım gerçekler ile yüzleşince en çok da ne hissettim biliyor musunuz ? Çok “UTANDIM” “UTANDIM” bize bahşedilen aklı kullanamadığımız için “UTANDIM” aynı dili konuşabilenler olmamıza rağmen konuşmak yerine şiddet tercih ettiğimiz için
“UTANDIM”
bu dünyayı sadece kendimize ait sandığımız için
“UTANDIM”
başkalarına ve bizim dışımızda ki canlılara yaşam şansı tanımadığımız için
“UTANDIM”
dinliyormuş gibi yapıp aslında dinlemediğimiz için
“UTANDIM”
anlıyormuş gibi yapıp hiç bir şeyi anlamadığımız için
“UTANDIM”
her konu hakkında fikrimiz varmış gibi ahkâm kestiğimiz için
“UTANDIM”
ilk vahiyi “OKU” olan bir dini ve MUHAMMED (sav) nasıl olur da anlayamadığımız için
“UTANDIM”
—medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar— cümlesini anlamadığımız için
Ve son olarak
“ÇOK UTANDIM”
Gazi Mustafa Kemal’in “hayatta en hakiki mürşid İLİM’dir FEN’dir” cümlesinde neden bilim değil
İLİM denmiştir , neden “İLİM” Fen’den önce gelmiştir , idrak bile etmeye çalışmadığımız için…
Öylesine yaşamın içine savrulmuşuz ki , her şey anlamını yitirmiş… Kimse yaptığı işten memnun
değil , herkes sadece şikayet eder hâlde , üstelik şikayet etme gerekçeleri o kadar fazla ki “bin
dokun bin ah işit”… Beslendiğimiz şeylere dönüşüyoruz gitgide ve hızlıca… Hayat zaten hızlı , çaba
daha da hızlı olması için…

Anlam katmadan devam ettiriyoruz…
Üretmiyoruz… Üretmek deyince hemen aklımıza zor bir şey geliyor, değil mi ?
Hani, sanatçı üretir ya da fabrikalar üretir , çiftçiler üretir , hemen aklımıza gelen materyalizmin
esiri olgular…
Oysa en önemli üretim ruhuna ve beynine kattığın temiz duygular için harcadığın çaban, üretimin
olmalı…
Hızlandırdıkça hayatı , yemeyi , içmeyi , tat almayı , dokunmayı , işte öylece uzaklaşıyoruz İNSAN
olmaktan… Her saniyemize , her nefesimize anlam katmayı unutuyoruz…

Şimdi bu yazıyı madem okudunuz, yani öyle umuyorum en azından, şu cümlelere kadar
geldiyseniz sizden bir ricam olacak…
Sabah kalktığınızda ayna da bi gülümseyin kendinize…
Öyle Amerikan filmlerindeki gibi bir şeyin içinde hissetmeyin kendinizi , bayağı bildiğin Türk işi.
Hani kahvaltıya oturdun , ne var sofranda ? Beyaz peynir , zeytin , domates , beyaz ekmek , çay…
Şimdi varmak istediğim nokta şu!!!
O zeytin senin sofrana geldi ya, nasıl geldi… Bi düşün istiyorum lütfeeeeeennnn!!!
Bak ben anlatayım… Tıpkı senin gibi biri… Önce uyandı, ki muhtemelen kadın ve muhtemelen
Ana, çocuğuna , kocasına kahvaltı hazırladı , çayı demledi , sofraya zeytin peynir koydu , varsa
evde domates kesti , üstüne biraz limon sıktı , kocayı işe , çocuğunu okula yolladı , sofrayı topladı ,
bulaşığı yıkadı , büyük ihtimal ile bir traktörün arka kasasına oturarak zeytinliğe gitti… Aklında
çocuğunun dersleri , kocasının dertleri uzandı zeytin dalına… Kutsal meyveyi ayırdı dalından ,
ayırdı ki , seneye bir daha versin diye , ayırdı ki seneye bir daha toplayıp evine ekmek götürebilsin
diye… Sabah başladı ayırmaya , yada yerdekileri toplamaya , akşama kadar devam etti… Akşam
eve gitti koca doyacak , çocuk uyuyacak ahhh be ne çile ne çaba…
Ertesi gün bi daha…
Şimdi o sofraya koyduğun zeytine bir de böyle baksana…
Şimdi o sofrada ki zeytine nasıl bir anlam yüklemezsin…
Şimdi o zeytini nasıl olur da yüzü binlerce şükür ile yemezsin…
Hayatın her saniyesine bu anlamı katmak birinci çabamız olduğunda işte o zaman İNSAN olmayı
başaracağız… O zamana kadar da tabiat ana dediğimiz yüksek akıl bizi her fırsatta al aşağı
edecek , ve tekrar en baştan başlayacağız…
Şimdi gelelim yazının başında ki
PAYLAŞ MA!!! SEV DA!!!
Kötü içerik paylaşma… Birbirini döven adam paylaşma… Kan paylaşma… Köpeğe , kediye işkence
edeni paylaşma… Kadına tecavüz edeni paylaşma… Çocuğa el kaldıranı paylaşma…
Reyting için bunu yapanlar gibi olma…
Farkındalık yaratmak için diyip acıyı paylaşma… Sosyal medya çılgınlığında paylaştıklarımız ile
besleniyoruz… Hastalıklı içerik paylaştıkça büyüyor , artıyor bizi de hasta ediyor. Kötü şeyleri
paylaşarak değil , paylaştıkça kötüyü beslediğinin farkında olarak yaşamaya çaba gösterelim hep
birlikte…
SEV DA!!! Sevin ya!!!
Şahan Gökbakar’ın reklamında ki gibi…
İki sevgiliyi paylaşın , kedi okşayanı , köpek ile koşanı paylaşın , çocukların top oynaşını , çamurda
yuvarlanışını paylaşın , pornografik değil , erotik değil , birbirini sevgi ile kucaklayan , öpüp
koklayan çiftleri paylaşın , anne babasının elini öpeni , çocuğunun alnından öpen babayı ,
yavrusunu kucaklayan anayı paylaşın… güzel şeyler paylaşın…